Alsancaktan Portreler

Koskoca bir şehrin tüm renklerini bir arada sunan bir vitrin gibi alsancak! Karanlık, ışıltılı, kalabalık ve çoğu zamanda yalnız olan koca bir cadde. Burada ve belkide tüm kalabalık caddeler insanların iç dünyasına açılan kapılar bulmak mümkündür. Ben portreleri bu kapıları açacak olan anahtarlar olarak görüyorum. Kapının arkasında; bir insanın tüm ihtişamı ile karmakarışık ruh hallerini yansıtan izler çıkıveriyor karşıma ve tam o anları, bir fotoğraf karesi olarak saklamayı seviyorum. Portreler bir nevi ruh halleri fotoğrafları demektir yani. La puerta adlı o küçük mekanda o gün, eski dostlarımla birlikte bir çok ruh hali fotoğrafını koleksiyonumuza ekledik.

Alsancak aşkın bin bir haline şahitlik yapmış, anlatmış, anlatılmış ve unutmuş bir yer. Bir şairin dizelerinde her an rastlayabileceğin herhangi bir şehrin herhangi bir semti orası.

 

hatırlat bana uzak ve yakınlığın sarıldığı bankı –
hatırlat nasıl başlamalıydı dinlediğimiz ilk şarkı ?
“hatırlat” başak saplarını dik tutan gölgemi !
hatırlat efkarımı, deliren gezegenimi. ve öfkemi!
hatırlat nasıl yenilirdi güneş -çiçekleri delip geç
hatırlat bana
benzediğin şehiri… gerçekten sevince

“Güneşin batışını hatırlıyorum, iskeleye yüz metre var yada yok- kalbimin hızlanışını.. adımlarının yavaşlayışını.. güneşin bütün İzmir’in üzerinden çekilip bir tek senin yüzünü aydınlatmasını hatırlıyorum..  Nereden baksan yirmi yıllık bisikletiyle zar zor giden çaycıyı, gül satan çingeneleri, hep mutluluk dilekleri çekebilmeyi başaran niyetçi tavşanı, vapur seslerini- kıbrıs şehitlerine girmek için içinden geçtiğimiz o eşsiz meydanı hatırlıyorum.  Hatırlamak? – ne tuhaf şey.. bir saniyeyi altmış parçaya bölüpte fotoğraflayabilmek- saniyenin altmışta biri kadar hatırlamak mümkün değil ya. Yıllar sonra bir kareye bakıp, tüm günü yeniden yaşamak gerekiyor.. hatta altmış parçaya bölünüp, altmış defa yeniden yaşamak gerekiyor.”